Saç Ekimi Sonuçlarım | En Ucuz Saç Ekim Merkezi

Orjinalini görmek için tıklayınız: Saç Klonlamaya Yaklaştık mı? Saç Ekimi Tarihe mi Karışıyor?
Şu anda (Arşiv) modunu görüntülemektesiniz. Orjinal Sürümü Görüntüle internal link
Günümüzde saç kaybının medikal tedavisinde kullanılan ilaçlar, ya incelmekte olan saçı uyararak  yeniden kalınlaşmasını böylece kütlesinin artımını sağlamakta ya da saç dökülmesini/kaybını yavaşlatmakta. Yani günümüzde hiçbir tedavi yeniden saç oluşumunu sağlamıyor, dökülen yerden tekrar saç çıkarmıyor. Saç ekimi operasyonlarında yapılan, saç köklerinin kafa derisinde yoğun olduğu  belirli bir alandan alınıp eksik olduğu bir tarafa nakletmek… Yani mevcut olan saç kılı sayısı ya da kök miktarı artırılmıyor, mevcut stok sadece yer değiştiriyor. Peki saç kaybı yaşayan herkesin rüyası gerçek olsa, saçı dökülen kişinin kendi hücreleri kullanılarak yepyeni saç kökleri üretilebilseydi?
Saç kaybı tedavisinde çığır açacak bu yöntem üzerinde tıp dünyası hararetle çalışıyorBöylece çok genç yaşta saçlarını kaybeden kişilere  ve genetik saç kaybı yaşayan kadınlara da yardım etmek mümkün olabilecek.  Dermal papilla hücreleri saç kökünde bulunan ve saç üretimini, saç büyüme döngüsünü düzenleyen çok  özel cilt hücreleri. Bu hücrelerin, anne karnındaki embriyonik  gelişme aşamasında kas ve kemik yapısını oluşturan tabakadan köken aldıkları bilinmekte. Fakat kafa derisi kıl yapısında bu hücreler, sinir dokusunu oluşturan embriyonik tabakadan (nöral krest) köken almış gibi davranıyorlar. Saç kaybını durdurmak ya da geri çevirme konusunda yapılan çalışmalar ve hücre bazlı tedavilerde iş te bu dermal papiller hücreler üzerine yoğunlaşıldı.
Deneysel bir çalışmada, insan embrionik kök hücresi ilk önce nöral hücre oluşturacak şekilde uyarılmış ; daha sonra da hücre kültürü içinde saç üreten dermal papilla hücresine dönüştürülmüş. Daha sonra bu hücreler bağışıklık sistemi olmayan farelere  enjekte edildiğinde resimde görüleceği gibi fare cildi altında saç oluşumu izlenmiş . Bu çalışmada insan embriyonik kök hücreden elde edilen dermal papiller hücrelerin hayvanlarda saç üretimi yapabildiği gösterilerek saç dökülmesi konusuna yeni bir bakış açısı getirilmekte. Fakat ne yazık ki bu dermal papiller hücreleri yeterli miktarlarda üretmek çok zor ve kültür edildiklerinde yani laboratuar ortamında çoğaltıldılarında, saç üretme potansiyellerini hızla yitiriyorlar.
Başka bir çalışmada, laboratuar şartlarında dermal papilla hücreleri 3 boyutlu bir kültür ortamına taşındığında ve çoğaltılmaları sırasında birbirleriyle interaktif iletişime geçtiklerinde,  gerekli uyaranların ortama salınmasıyla saç  üretimi yapılmasını tetikleyen mekanizmaların harekete geçtiği ve saç üretimi izlenmiş... 7 ayrı kişiden alınan dermal papiller hücreleri doku kültüründe çoğaltıldıktan sonra insan deri parçası içinde fare sırtına, 3 boyutlu bir medyum sağlayacak şekilde implante edilmiş. Yapılan bu deneysel çalışmada 7 denekten 5 inde, 6 hafta içinde yeni saç çıkışı gözlenmiş. İncelemelerde saç kıllarının genetik yapılarının insana ait olduğu  ve verici kişilerle aynı olduğu saptanmış.
Saç klonlamasıyla ilgi yapılan bir başka çalışmada, saç kökünde üretim yapan dermal papiller hücreler direkt olarak kullanılmıyor. Pluripotent insan kök hücreleri  (yani kas, deri, sinir gibi her tür vücut hücresine dönüşebilen süper değişken kök hücreler ) verilen uyarılarla saç kılı üretimi yapan dermal papiller hücrelere dönüştürülüyor . Fareler üzerinde yapılan deneylerde bu kök hücreden üretilen dermal papiller hücrelerin kıl üretimi yaptığı gözlenmiş. Planlanan işlem bundan sonra bu hücrelerin insana tekrar implante edilmeleri.
Bütün bu çalışmalara rağmen saç kılını üreten hücrelerle diğer deri hücreleri arsında nasıl bir ilişki olduğu ve yeni saç yapısı oluşumunda bunun etkileri bilinemiyor. Bu çalışmalarda elde edilebilecek klinik başarının mihenk taşları, bu hücrelerin sadece üretilmesi değil,  başka birçok önemli özellikleri de taşımaları. Saçların çıkış açısı, rengi, kalınlıkları, pozisyonları ve büyüme döngüleri gibi bazı kritik parametrelerin orjinini anlamak ve  ortaya koymak gerekli. Örneğin  genetik dökülmede baş rolü oynayan ve saç kaybını tetikleyen DHT  (yani dihidrotesesteron dediğimiz “ kötü testesteron”) hormonuna karşı dirençli olabilmeleri; saçın orijinal çap, uzunluk, çıkış açısı, ve normal yaşam döngüsüne sahip olabilmeleri; içlerinde tekli,  2’li 3’lü gruplar halinde büyüyebilen saç foliküler ünitelerini oluşturabilmeleri.  Bu nedenle bilim insanları deneysel olarak elde edilen saç kıllarının aynı zamanda insana uygulanabilir, tamamen doğal ve kozmetik açıdan mükemmel özelliklerde olabilmeleri sağlanmaya çalışmakta.
Bu çalışmalar sadece saç kaybı yaşamakta olan kişiler için saç kaybının medikal tedavisi anlamı taşımıyor; aynı zamanda yanık nedeniyle derilerini kaybetmiş olan kişilerde de kıl yapısı içeren doğal derinin temin edilmesi ve onarımları açısından son derece önemli. Ayrıca yine saça kaybı yaşayan kadınların yaklaşık %90 kadarı iyi bir verici saç yapısına sahip olamadıkları için saç ekimine uygun değiller ve bu tür tedaviler onlar için de büyük bir umut. Kulağa çok hoş geliyor: Bir kaç yüz adet verici saç folikülü hücresinden elde edilen hücrelerle binlerce sayıda üreyen ve kendini yenileyen saç folikülü elde etmek. Böylece yeterli donor sahası bulunmayan erkelerde, uygun saç kökü olmayan kadınlarda, yanık hastalarında ve skarlı alopesilerde istediğimiz her türlü saç onarımını yapabileceğiz.
Tüm bu aşılması gereken büyük problemlere rağmen  son yapılan çalışmalar saç kılının üretimi, çoğaltılması konusunda gerçekten heyecan verici bir yeni döneme girilebileceğini ve artık saç ekimine ihtiyaç kalmadan ömür boyu dökülmeyen saçlara kavuşulabileceğini bize gösteriyor.
Pek yakın zamanda hayatımıza girecek birşey olduğunu sanmıyorum.
Böyle şeylerin oturması için daha çok zaman geçmesi lazım.